Uzak bir ormanda, gücüyle övünen bir aslan yaşarmış. Ormandaki hayvanlar ondan çekinir, o da kendisini herkesten üstün görürmüş. Bir sabah büyük bir kayanın üstüne çıkmış, çevresine bakarak kükremiş. Yakındaki dala konan küçük bir serçe, aslanın sesini duyunca başını çevirmiş. Aslan serçeyi görünce gülmüş. “Senin kadar küçük bir hayvanın bu ormanda ne işi var?” demiş. Serçe sakin bir sesle, “Küçük olmak işe yaramamak demek değildir.” diye karşılık vermiş. Aslan buna daha çok gülmüş ve serçeyi önemsemeden yoluna devam etmiş.
O gün öğleye doğru hava iyice ısınmış. Rüzgâr kuru otların arasında dolaşıyor, ağaçların yaprakları bile kıpırdamıyormuş. Serçe yiyecek ararken ormanın uzak köşesinde ince bir duman yükseldiğini görmüş. Hemen o yöne uçmuş. Kurumuş dalların arasında küçük bir ateş büyümeye başlamış. Serçe önce yüksek bir dala çıkarak rüzgârın yönüne bakmış. Alevlerin kısa sürede yaşlı çamların bulunduğu bölgeye ulaşacağını anlamış. Sonra kanatlarını hızla çırparak ormandaki hayvanları uyarmaya başlamış. “Yangın çıkıyor! Dereye doğru gidin!” diye seslenmiş. Tavşanlar, geyikler ve kirpiler onun uyarısını duyunca güvenli yere doğru koşmuş. Kuşlar da haberi başka bölgelere taşımış.
Serçe, aslanı da uyarmak için kayanın bulunduğu yere uçmuş. Aslan gölgede uzanmış, gözlerini kapatmış dinleniyormuş. Serçe, “Uyan! Ormanda yangın çıktı. Dereye gitmelisin!” demiş. Aslan gözlerinden birini açmış. “Sen küçücük gözlerinle ne görmüş olabilirsin? Ben duman kokusu bile almıyorum.” diye cevap vermiş. Serçe, “Duman buraya ulaşmadan önce gitmeliyiz.” demiş. Aslan başını öte yana çevirmiş. Ona göre güçlü bir hayvanın küçük bir kuşun uyarısına kulak vermesi gülünçmüş. Serçe ise tartışarak vakit kaybetmek istememiş. Yakındaki hayvanları yönlendirdikten sonra yeniden aslanın yanına dönmüş.
Bir süre sonra rüzgâr yön değiştirmiş. Duman kısa sürede kayanın çevresini kaplamış. Aslan ayağa kalktığında alevlerin yaklaştığını görmüş. Bu kez korkmuş. Hangi yöne gideceğini bilememiş çünkü duman her yeri örtmüş. Serçe hemen önünde uçmaya başlamış. “Beni takip et! Dereye giden güvenli yolu biliyorum.” diye seslenmiş. Aslan hiç itiraz etmeden serçenin peşinden koşmuş. Küçük serçe, daha önce gördüğü açık patikayı bulmuş ve aslanı alevlerden uzaklaştırmış. Dar yolun sonunda ikisi de dere kıyısına ulaşmış.

Yangın bir süre sonra başlayan yağmurun yardımıyla sönmüş. Aslan, dere kıyısında serçenin yanına yaklaşmış. Başını eğerek, “Seni küçümsediğim için yanılmışım. Bugün sen olmasaydın büyük bir tehlikeden kurtulamazdım.” demiş. Serçe gülümsemiş. “Her canlının yapabildiği bir şey vardır. Büyüklük yalnızca güçlü olmakla ölçülmez.” demiş.
O günden sonra aslan, hiçbir hayvanı görünüşüne ya da büyüklüğüne göre değerlendirmemiş. Ormanda yaşayanlar da küçük bir serçenin büyük bir aslana nasıl yol gösterdiğini uzun yıllar anlatmış. Çünkü bazen en küçük gözler, en büyük tehlikeyi herkesten önce görebilirmiş.





